30 Aralık 2010 Perşembe

ÇİFTLERE CİNAYET DERSLERİ


Çiftlere Cinayet Dersleri (Roman)
Selim Temo
Halkevleri Yayınları,
Ankara, Kasım 1998
ISBN: -, 125 Sayfa,


Selim Temo'yu çeşitli toplantılardan tanıyorum.
Bu kitabını Galatasaray Lisesi'nin yanından inen caddedeki sahaflarda buldum. 1 TL'ydi! Yani benim deyimimle "sokağa düşmüş" bir kitaptı ve öyle olmamalıdı, aldım! İyi ki de almışım.

Harika bir cinayet öyküsü; ama daha önemlisi bir "felsefe kitabı". Pek çok sayfasına işaret koydum. Birisini paylaşayım:

"Evlilikten söz etmiyorum, bir flörtte bile kadının teslimiyeti söz konusudur. ... Aşk, aslında kadının ya da erkeğin teslim olmasıyla gerçekleşir, daha çok da kadının."

Bir dolu laf edilebilir bu iki cümle üzerine. Ama o daha farklı pek çok konuda, kimi zaman büyük filozoflardan da alıntı yaparak meselesini anlattırıyor, kahramanına.

Şaşırdığım bir nokta bağlantısını verdiğim kendi sitesinde bu kitapla ilgili bir ayrıntıya yer vermemiş olması.

Söz konusu romanı Halkevlerinin yarışmasında ödül aldığı için basılmış, buna dair de bir bilgi yok.

Onun diğer kitaplarını da okuyacağım. Size de öneririm.

30.12.2010 / (923/50)

Yazarın Sayfası: http://www.selimtemo.com/index.html

28 Aralık 2010 Salı

DÜNDEN BUGÜNE BABIÂLİ


Dünden Bugüne Babıâli (Anı-Derleme)
Nail Güreli
Heyemola Yayınları (İstanbulum Kitaplığı),
İstanbul, Ekim 2009
ISBN: 978-605-4307-04-3,
231 Sayfa,


Sevgili Nail Güreli ile bu yılki TÜYAP Kitap Fuarı'nda birlikte "imza günü" yaptık.
Ben o gün tek kitabımı kendisine imzaladım. O da bu kitabını bana imzaladı.
Kitaba yazdığı yazısında bana hitaben şöyle yazmıştı: "Babıâli Dostu..."

Evet kıyısından köşesinden olsa da bu kitapta anlatılan ve her geçen gün bir başka unsuru kaybolan Babıâli'ye dair eski bildiklerimi okurken anımsadım; bilmediklerimi de öğrendim.

Gerçekten geleceğe bir "belge" niteliğinde bir kitap yazmış sevgili Güreli.
Bu arada elli yılı aşan kendi gazetecilik serüvenini de öğrenmiş oldum.
"Eline, emeğine sağlık" demekten başka ne söylenebilir ki!

Orada anlatılan güzel insanların pek çoğu artık yok ve olanlar da ardı ardına "güzel atlara binip" gidiyorlar...

Yarına ne kaldı!...

28.12.2010 / (922/49)

Kitabın Yayınevindeki Sayfası:
http://www.heyamola.net/tr/kitap_detay.aspx?kid=116

23 Aralık 2010 Perşembe

HANGİ DİLDEDİR AŞK


Hangi Dildedir Aşk (Öykü)
Menekşe Toprak
Yapı Kredi Kültür Yayınları,
İstanbul, Nisan 2009
ISBN: 978-975-08-1597-3,
104 Sayfa,


Bu yıl içinde tanıştığım bir yazar arkadaşımın bu ikinci öykü kitabını onu tanıdıktan sonra alıp okudum. Bir önce okuduğum kitap "Yaz Evi, Daha Sonra" ile eş zamanlı okuduğum bir kitap.

Birbirini tanıyan, biri Amerika'da yaşayan Alman, diğeri Almanya'da yaşayan Türk asıllı bu iki genç kadın yazarın kitaplarında koşutluklar buldum.

Onların tanıştıklarını da öğrenince, dahası başka eleştirmenlerin de bu koşutluğu vurguladığını öğrenince şaşırdım. Fırsat bulduğumda iki kitabı ve bulduğum koşutlukları paylaşmaya söz vererek, bu kitabın da edebiyatta yeni bir "tad", farklı bir boyut arayanlarca okunması gerektiğini düşündüğümü belirtmek istiyorum.

Eğer olabilirse siz de her iki kitabı birlikte okuyarak onların dünyasını en azından "iki katmanlı" bir şekilde görebilirsiniz.

23.12.2010 / (921/48)
Kitabın yayınevindeki sayfası:
http://www.ykykultur.com.tr/kitap/?id=2028

19 Aralık 2010 Pazar

YAZ EVİ, DAHA SONRA


Yaz Evi, Daha Sonra (Öykü)
Judith Hermann
Çeviren: İlknur Özdemir
Metis Yayınları,
İstanbul, Kasım 2005
ISBN: 975-342-540-6,
152 Sayfa,


Yazarı Hermann genç kuşak Alman edebiyatçılarından birisi.
Bu öykü kitabı da günümüz batı toplumu insanlarının yaşamlarından, gündemlerinden kesitlerin oluşturduğu bir anlar "seçki"si.

Güzel yazılmış, keyifle okunuyor, derdini iyi anlatıyor.
Gazetecilik eğitimi almış olması ve halen bu mesleği yapması bence anlatımını geliştiren ve kuvvetlendiren bir unsur.

Kitabı okurken hissettiğim bir başka önemli unsur da kadını ve kadının gözünden dünyayı anlatıyor olması.
Kitaptaki öykülerin çoğunda, dile getirilen ayrıntılar, kadınların görebileceği, önemseyeceği, hissedeceği ve söyleyeceği ayrıntılar. Bu bakımdan "erkek" okurlar için, hele hele genç erkek okurlar için "öğretici" bir kitap olarak bile okunabilir.

Metis Kitaplarının indirimli reyonlarından bulup alabilirsiniz.
Siz de keyifle okuyacaksınız...

19.12.2010 / (920/47)

Kitabın yayınevindeki sayfası: http://metiskitap.com/Scripts/Catalog/Book.asp?ID=1918

13 Aralık 2010 Pazartesi

NAZİ KIZLARI


Nazi Kızları (Roman)
Hermynia Zur Mühlen
Çeviren: Mehmet Ali İnci
Dönüşüm Yayınları,
İstanbul, Şubat 2000
ISBN: 975-828-611-0,
144 Sayfa,


Sahaflardan bulup aldığım bir kitap.
Üç kadının ağzından Almanya'nın İsviçre sınırındaki küçük bir kasabasında faşizmin nasıl yükseldiğini anlatıyor. Çok etkileyici ve öğretici.

Kitap 2000 yılında basılmış ama günümüzle pek çok koşutlukları söz konusu.
Bir ideolojinin kitle tabanı bulup yükselmesini ve insanların yaşamlarını nasıl belirlediğini anlamak için çok iyi bir örnek.

Yazarını daha önce hiç duymamıştım. Ama kitabın arkasındaki biyografisini okuyunca onun diğer yapıtlarının dilimize çevrilmemiş ve basılmamış olmasına şaşırdım.
Keşke diğer kitapları da çevrilebilse...

13.12.2010 / (919/46)

Kitabın tanıtımıyla ilgili bir site:
http://www.kitapalemi.com/30196-nazi_kizlari.kitap

8 Aralık 2010 Çarşamba

KAPAN


Kapan (Öykü)
Vüsat O. Bener
Yapı Kredi Yayınları,
İstanbul, Mart 2009 (2.Baskı)
ISBN: 978-975-08-0842-8,
74 Sayfa,

Daha önce hiç kitabını okumadığım bir yazar.
İçindekiler birer bağımsız öyküden daha çok, günlük yaşantıların, hikaye tadında anlatılmasından oluşuyor.

Üstelik de yazar bunu içten bir şekilde ve açıklıkla yapmış. Bunu ancak kendisinden çok emin olan, özgüveni yüksek, görmüş geçirmiş, bilge insanların yapabileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla bu tür anlatıdan da aslında öğrenilecek pek çok ders olacağı açık.

Bitirince "iyi ki okumuşum" dedim. Okunmalı!...

08.12.2010 / (918/45)

30 Kasım 2010 Salı

BİZ


Biz (Roman)
Yevgeni Zamyatin
Çev: Algan Sezgintüredi
Versus Kitap: 103,
İstanbul, Şubat 2010 (2.Baskı)
ISBN: 978-605-5691-07-3,
246 Sayfa,


Kitabın kapağında "ölmeden önce okunması gereken 1001 kitap" arasında olduğu belirtilmiş.
Le Guin de "Şimdiye kadar yazılmış en iyi bilim-kurgu roman, klasik bir karşı ütopya." demiş.

Benim bu yıl içinde okuduğum Bogdanov'un "Kızıl Yıldız"ından ve Huxley'in "Cesur Yeni Dünya"sından sonra aynı türde ve birbirini etkilediği belirtilen üçüncü kitap.

Doğrusu onlardan çok farklı gelmedi bana. 1920'de yazılmış olması, bazı ayrıntıların yeterince işlenmemiş olması, henüz ne olacağı belli olmayan bir "yeni ülke"nin gelecekteki yaşamı ve insanlarına dair sonradan bir bölümü gerçekleşen öngörüleri olması ve insanın "özgürlük"le ilgili tutum ve davranışlarını sorgulaması bakımından dikkât çekici.

Olayın bir "kadın-erkek" ilişkisi üzerinden ve onun duygusallığı ve duyarlılığıyla ortaya konulmuş olması da bence okumayı kolaylaştırmış olması dışında bence onun bir zaafı.

Karşı ütopya türü kitapları okumaya yeltenenlerin bence ilk okumaları gereken kitap olmalı, çünkü daha sonrakilerden sonra okumadıklarında bu kitap onlara "zayıf" gelecek.
Yine de mutlaka okunması gerektiğine katılıyorum.

30.11.2010 / (917/44)
Yazarla ilgili bilgi: Wikipedi

Kitabı Yayınlayan Yayınevindeki Sayfası:
http://www.versuskitap.com/tanim.asp?sid=IRVTM0MYH4T2PVTUQ1FT

Kitapla ilgili Birgün Gazetesi'nde çıkan bir yazı:
http://www.kitaphaber.net/biz-yevgeni-zamyatin/

22 Kasım 2010 Pazartesi

RÜZGÂRIN TERSİ


Rüzgârın Tersi (Roman)
Milorad Pavic
Çeviren: Işık Ergüden
Mitos Yayınları, İstanbul, 1993
ISBN: 975-7468-63-0,
143 Sayfa,


Gerek biçimi, gerekse içeriği ile çok güzel bir kısa roman yani bir "novela".

Yazarı Milorad Pavic Nobel Edebiyat Ödülü'ne de aday olarak önerilmiş, tanınmış bir Sırp yazar. Çok sayıda kitabı var. 1929'da doğmuş ve yaklaşık bir yıl önce 30 Kasım 2009'da yaşamını yitirmiş. "Hazar Sözlüğü" konusunda bir uzman. Türkiye'de Agate ve Mitos Yayınları'ndan yayınlanmış kitapları var.

Rüzgârın Tersi pek çok farklı kategori içerisinde değerlendirilebilecek bir roman. Ama beni çarpan kullanılan dil yani "sözcükler" ve onlara verilen "anlam"larla ilgili yaratıcılıklar ve buluşlar oldu. Sağlam bir kurgu ve sürükleyiciliği sağlayan ayrıntılar var. Üstelik bunu "saçma ve anlamsız"lığın sınırlarında oynayarak yapıyor.

Yazar bu romanı 1991'de yazmış, iki yıl içinde de Mitos yayınlamış. Romanda bireysel düzlemde ve tarihsel-toplumsal boyutta bir savaş ele alınıyor. Aslında fiilen romanın yazılmasından sonra Mart 1992'de başlamasına karşın bence anlatılan savaş "Yugoslavya İç Savaşı". En azından ona doğru giderken yaşanılan süreç soyut olarak ortaya konuluyor.

Diğer yandan kitabın içinde belki de 3-4 romanın olduğunu düşündüm, hepsi de her an, hemen yazılabilecek nitelikte.

Aslında birbirine doğru akan iki roman fiziksel olarak da bu kitabın içinde yer alıyor. Kız Kulesi'nin kahramanları "Hero ile Leandros" tıpkı öyküdeki gibi bir ışığın peşinden birbirlerine doğru giderken aslında başka yerlere gidiyorlar ve okuru da götürüyorlar.

Yalnızca "Kabalcı Kitabevi"nin ucuz kitap reyonunda bulunabilen nüshalarını bitmeden alın ve bence defalarca okuyun. Seveceksiniz.

Kitabın girişinden bir cümle:
"Erkek, bir şeyin yarısıydı. Belki ondan daha güçlü, daha büyük, daha güzel bir bütünün güzel, güçlü ve yetenekli yarısı. Demek ki, yüce ve kavranılamaz bir şeyin büyülü yarısıydı. Kadın, bir bütüncü. Küçük, yolunu şaşırmış, ne çok güçlü ne çok uyumlu bir bütündü, ama bütündü."


22.11.2010 / (916/43)

Kitabı Yayınlayan Yayınevindeki Sayfası:
http://mitosboyut.net/index.php?option=com_mtree&task=viewlink&link_id=64&Itemid=0
(*) Yazarın fotoğrafı Wikipedi'den alınmıştır.

15 Kasım 2010 Pazartesi

MYRA


Myra (Roman)
Gore Vidal
Çeviren: İrem Sağlamer
Ayrıntı Yayınları:127,
İstanbul, Temmuz 1995
ISBN: 978-975-539-084-7,
171 Sayfa,


Aykırı bir yazarın filmi de yapılmış güzel bir eseri. Transseksüelliği anlatıyor ve bunu yaparken de aslında "modern" Amerikan kültürünü yeriyor.

Kısa ama bence bir "kült" roman. "Myra" ya da "Myron" Breckenridge'in transseksüellik öyküsünün, Amerikan müzik, sinema, gösteri dünyası ve kültürü çevrelerinde başından geçen ilginç olayları sergiliyor ve aslında da eleştiriyor.

Elime "ucuzladığı" dönemde geçti; okudum ve beğendim.

Okurken bir çok şey düşündüm. Kitap 1968 yılında yani tam 42 yıl öne yayınlanmış. Yayınlandıktan iki yıl sonra bir çok ünlü sanatçının yer aldığı inanılmaz bir kadroyla filmi yapılmış. Fİlmin Türkiye gelip gelmediğini ve gösterilip gösterilmediğini araştırmama karşın bir bilgi edinemedim. Gözterilmemiş olması büyük olasılık.

Aslında gösterilmemesi de doğal geliyor bana. Çünkü bu konunun hem de bu tarzda sergilenmesi için "eşitlik"ten yana ve "ayrımcılık karşıtı" olma açısından katetmemiz gereken çok büyük mesafe olduğunu düşünüyorum. Bence henüz oralarda değiliz...

Filmini izleyemesek bile kitabı bulup okumak mümkün, öneririm.

15.11.2010 / (915/42)

Kitabı yayınlayan yayınevinin sayfası:
http://www.ayrintiyayinlari.com.tr/

Kitaptan yapılan filmle ilgili bilgi sayfası:
http://www.imdb.com/title/tt0066115/

13 Kasım 2010 Cumartesi

CLARA'NIN GECELERİ


Clara'nın Geceleri (Roman)
Catherine Locandro
Çev: Şilan Evirgen
Artıbir Kitap:37/PMP Basın Yayın,
İstanbul, Eylül 2007
ISBN: 978-975-606-350-7,
108 Sayfa,

Bir biyografik roman denemesi. Gündüz ve gece iki farklı yaşamı, kimliği ve yüzü olan bir kadının yaşadıkları.
Catherine Locandro aslında bir "dizi yazarı"ymış, ayrıca bir de belgesel film senaryosu kaleme almış. Bu kitabından sonra yazdığı "Souers" adlı kitabı daha büyük bir başarı sağlamış.

Her yerde, herkesin yaşayabileceği iki yaşam. İyi öykülendirilmiş ve iyi anlatılmış. Heyecan ve merak unsuru da tam ve yerinde. Burada anlatılan hikaye de bir film senaryosu olabilecek nitelikte. Dolayısıyla okuması keyifli.

Üstelik "ucuz kitaplar" arasında bulunabiliyor.

13.11.2010 / (914/41)

Kitabın yayınevinin sayfası:
http://www.artibirkitap.com/

10 Kasım 2010 Çarşamba

BİR ERMENİ DOKTORUN YAŞADIKLARI


Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları
Garabet Haçeryan'ın İzmir Güncesi (Günce)
Derleyen: Dora Sakayan
Çev: Atilla Tuygan
Belge Yayınları: 503, Yaşam ve Anılar;
İstanbul, Ocak 2005
ISBN: 979-975-344-307-3,
107 Sayfa,


Bu topraklarda etnik köken olarak Türk, inanç bakımından da müslüman olmayanların yaşadıkları olumsuzluklara, baskıları anlatan anıları ve yaşanmışlıkları, aslında hepimizde olması gereken bir duyarlık nedeniyle ulaşabildikçe öğrenmeye çalışıyorum. Ama bu kez bunun ötesinde bir "hekim"in en sıkıntılı anlardan birisinde yaşadıklarını öğrenmek için bu kitabı almıştım.

Yaşanan bu yoğun ve şiddetli "acı"lara dair yeni örnekleri öğrenmek artık şaşırtmıyor beni; ama bu kitabı okurken yine çok şaşırdım. Çünkü anlatılanlar "bana asla olmaz" diye düşünen, saygın bir mesleği, sosyal statüsü ve varlığı olan bir insanın, bir "hekimin" de tüm ailesi ve yakınlarıyla birlikte aynı şeyleri yaşayacağını gösteriyordu. Üstelik o insan bir "kahramanlık destanı olarak bayraklaştırılan "Çanakkale Savaşı'nın adsız kahramanlarından birisi" olduğu halde bunlar başına gelmişti.

Kitabı okuyup bitirdiğimde en sonuna bir not düştüm:
"Bu yükü taşıyamaz bu ülke ve bu ülkenin insanları. Önce özür ve af dileyerek bu yükten kurtulmak gerekir."

Bunu daha önce de bir imza kampanyasına katıldığım sırada da yinelemiştim. Ama şimdi bunun bireysel olarak yapmanın yetmediğini düşünüyorum.

Farklı alanlardaki kurumlar olarak da bunu yapmak gerekiyor. Örneğin bu meslektaşlarının yaşadıklarından yola çıkarak "hekim"lerin de içinde yer aldıkları örgütleri aracılığıyla toplu olarak bunu yapmaları, sonra da onların belleklerden silinmemesi için bu dileklerini yaşamın içinde de gerçekleştirmeleri gerekiyor.

10.11.2010 / (913/40)

NOT: Bu kitabın yayıncısı ve çevirmeni bu kitaptan dolayı yargılanmıştır.

Kitabı derleyen ve Dr. Garabet Haçeryan'ın torunu Dora Sakayan'ın sitesi:
http://dorasakayan.com/

Kitapla ilgili bir tanıtım yazısının bağlantısı:
http://www.hyetert.com/yazi3.asp?Id=653&DilId=1

Kitapla ilgili olarak yazdığım bir yazının bağlantısı:
http://www.bianet.org/biamag/toplum/126102-yuzlesmeye-katki-ve-katilim-icin

6 Kasım 2010 Cumartesi

ÇİVİSİ ÇIKMIŞ DÜNYA


Çivisi Çıkmış Dünya (Deneme)
Amin Maalouf
Çev: Orçun Türkay
Yaı Kredi Yayınları,
İstanbul, Eylül 2009 (7. Baskı)
ISBN:978-975-08-1618-5,
216 Sayfa,


Dünyanın üzerinde yaşayan toplumların yakın geçmişinin ışığında geleceğini irdeleyen bir kitap. Uygarlıklarımızın tükenmemesi için bir tür "öneriler kitabı" da diyebiliriz.
Bir yazar ama sıradan bir "dünya vatandaşı" olarak, okurlarına yani kendi gibi diğer "dünya vatandaşları"na sesleniyor.

Çözümleme ve önerilerin tümüne katılınmasa bile gerçekliği, kendi boyutundan ifade ederken yaşadığı "insani kaygı"ya katılmamak olası değil. Bazı çok çarpıcı ve doğru saptamaları da var.

Ancak toplumların "karar veren/uygulayan" olduğu konusundaki kanaati, onu dünyanın kötüye gidişinin gerçek sorumlularını işaret etmekten alıkoyuyor.

Toplumlara ve insanlara birşey söylemeden önce "dünyaya egemen küresel kapitalizm"in sorumlularına birşeyler söylemeliydi kanımca.

Böyle yapınca kuşkusuz hem söylenecek sözler, hem de söyleniş biçimi değişecekti kuşkusuz. Ama o zaman böyle bir "çok satan" kitap olur muydu, tabii tartışılır.

06.11.2010 / (912/39)

Kitabın Yayınevindeki Sayfası

22 Ekim 2010 Cuma

CESUR YENİ DÜNYA


Cesur Yeni Dünya (Roman)
Aldous Huxley
Çeviren: Ender Gürol
Zigana Yayıncılık,
İstanbul, Aralık 2007
ISBN: 978-975-01700-2-7,
249 Sayfa,


Bugüne dair eleştirisi olanlar, ya da "başka bir dünya"yı düşleyenler kendi "ütopya"larını yazıyorlar. Bunu yapamayanlar da o düşleri okuyarak hem bugünü, hem de anlatılan "geleceği" tartışıyorlar.

Bir ütopyayı anlatan eserler kadar, bugüne dair olanları böyle bir düşsel dünyada anlatarak eleştiri getirenler de var kuşkusuz. "Anti-ütopya", ya da "karşı ütopya" bir tür olarak bu nedenle var.

Aslında Zamyatin'in "Biz" adlı karşı ütopya romanından esinlendiği söylenen bu romanı Huxley 1931 yılında yazmış. Huxley burada hem bir ütopyayı, hem bir karşı ütopyayı bir arada ortaya koyuyor. Bir anlamda "totaliter düzenlerin" insana ve insanlığa aykırılığı da ortaya konuluyor ve eleştiriliyor. Üstelik bu o andaki tek örnek üzerinden yapılıyor.

Huxley bir yandan da insana dair başka bir gerçekliğin tartışmasını yapıyor aslında. O da herşey istenildiği gibi gerçekleşir, barış dahil herşey sağlandıktan "sonra ne olacak" sorusu? Onun romanındaki son, bu sonranın tek ve net bir ifadesi olmasa da tartışılması gereken boyutlarından birisi.

Sizce "insanlar öyle bir dünyada, o koşullarda ne isteyecek, ne yapacak? Siz ne yapardınız?"

Sanatçılar toplumların önünde giderler, bazen de çok ilerileri düşünürler, düşlerler. Aslında bunlar da gelişmeye ışık tutan önemli noktalardır. Dolayısıyla onların bu düşlerin, şimdideki ve gündelik yaşamımızdaki izlerini bulmak, o sorunları irdelemek anlamlı ve önemlidir.

Zamyatin'in "Biz"ini okumadım, ama bu yıl içinde okuduğum Bogdanov'un "Kızıl Yıldız"ının bir anti tezi olduğu anlaşılan bu romandan esinlenilerek yazılmış "Cesur Yeni Dünya"yı sevdim. Üzerinde çok konuşulması, tartışılması gereken bir kitap bence.
Eş zamanlı olarak hem İthaki Yayınevi'nin hem de benim okuduğum Zigana Yayınları'nın bastığı kitabı bulup okumanızı öneriyorum.

22.10.2010 / (910/37)

Kitabın yayınevindeki sayfası:
http://www.ziganayayincilik.com/item_detail.aspx?id=8&type=self&anakategori=0&altkategori=0&lang=tr

Wikipedi'deki bilgiler:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Cesur_Yeni_Dünya

Kitapla ilgili bir değerlendirme yazısı:
http://mavimelek.com/cesur_yeni_dunya.htm

19 Ekim 2010 Salı

DAKTİLOYA ÇEKİLMİŞ ŞİİRLER


Daktiloya Çekilmiş Şiirler (Şiir)
Nilgün Marmara
Everest Yayınları,
İstanbul, Kasım 2006 (3. Baskı)
ISBN: 975-289-356-2,
171 Sayfa,


Ölümü okuyan, ölümü yazan ve sonunda da çok erken bir zamanda ölümü yaşayan bir insan Nilgün Marmara.
"Daktiloya çekilmiş şiirlerini" basılmadan önce kimler okudu, kimlerin haberi oldu bilmiyorum. Ama çok belli ki o bu şiirleri ölümü yaşarken yazmış.
Kendisi için değil ama "insanlık" için bir "imdat" çığlığı atmış bence. Ne yazık ki duyan olmamış. Ya da duyan olmuş ama onun bulduğu çözüme seçenek çözüm üretememiş.
29 yıllık kısa yaşamıyla bir "felsefe" sunmuş bize kitabın sonundaki şu dizeleriyle:
"... Çocukluğun kendini saf biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte."

Ve ölümü anlattığı bir şiirden bir bölüm:

Zamanı azaldı artık, zorlanmış bedenimin,
Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi...
Aşk, bağ ve hiçbir utkuyu düşünmeden,
Kalıvermeliyim öyle kaskatı!

(Ocak 1982 / "Savrulan Beden")


Aslında "kaskatı kalanlar" geride kalanlar oldu herhalde...

19.10.2010 / (909/36)

16 Ekim 2010 Cumartesi

KÜTÜPHANEDEKİ BEDEN


Kütüphanedeki Beden (Deneme-İnceleme)
Iain Bamforth
Türkçesi: Begüm Kovulmaz
Agora Kitaplığı,
İstanbul, Nisan 2004
ISBN: 975-8829-21-1,
491(454) Sayfa,

Her hekimin, her sağlıkçının, başucu kitabı olması gereken kitaplardan birisi daha.
Yazarı bir hekim olarak çok önemli ve doğru bir iş yapmış. Hekimliği ve tıbbı, hem tarihsel gelişimi içindeki aşamaları, hem de bu aşamalara denk gelen hekim ve onunla hizmet ilişkisi kuran insanları anlatmış. Sonuçta bir tıbbın "eleştirel" tarihi çıkmış.
Aslında yazarın bu kitapta kendine ait bölümleri, yalnızca kitabın giriş kısmında yer alan 35 sayfalık sunuştan ibaret. Yazar, kitabın kalan 454 sayfasında aralarında "hekim-yazar"larin da bulunduğu 53 yazarın tıp ve hekimlikle ilgili eserlerinden bir derleme yapmış.
Tabii ki her şeçim ve işaret de bir değerlendirme ve yorum olduğu için bu seçim ve dizilişi de onun "marifeti" olarak değerlendirmek gerekli.Sonuç olarak çok önemli bir kitap ortaya çıkmış.

Her hekim, ya da tıbbiyeye adım atan her öğrenci, her hafta bu yazılardan birisini okuyarak, tüm hekimliği boyunca, kaç yıl hekimlik yapıyorsa, bu kitabı o sayıda okumalı. Dahası orada "bölüm"leri verilen kitapları da okumalı. Hatta yalnızca okumamalı, aynı zamanda o bölümlerin aklına getirdiklerini ve kendi deneyimlerini yazmalı da.

Ben "Sachs'ın hastalığı"yla böyle bir işe soyunmuştum. Şimdi de aynı şey "Kütüphanedeki beden" için yapmayı planlıyorum. Okurken yazdığım notları çok yakında bu kitapla ilgili kuracağım blogda da izleyebilirsiniz. Hem hekimler, hem de hastalar için; ama daha çok da "sağlık hakkı" için...

Kitabın Yayınevindeki Sayfası:
http://www.agorakitapligi.com/katalog.php?kitap=28&katalog=5

Kitapla ilgili olarak oluşturduğum blog:
http://kutuphanedekibeden.blogspot.com/2010/10/giris.html

16.10.2010 / (908/35)

BİR DELİLER EVİNİN YALAN YANLIŞ ANLATILAN KISA TARİHİ


Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi (Roman)
Ayfer Tunç
Can Yayınları,
İstanbul, Şubat 2009
ISBN: 978-975-07-1024-7,
482 Sayfa,


Bir kaç yerdeki mantık hatasının varlığına karşın çok güzel bir roman.
Yalnızca romanda konu edilen Samsun Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin değil, onun çevresindeki ve romanda anlatılan karakterler üzerinde yaklaşık 150 yıllık bir dönemi kapsayan Türkiye'nin bir öznel, ama gerçek tarihi anlatılıyor.
Bir "roman" ama aslında çok sayıda küçük insan hikayesinin anlatıldığı bir "potburi".
Çok kolay okunması, birbiri ardına eklemlenen öykülerin insana "acaba şimdi ne olacak" dedirterek uyandırdığı merak, dilin akıcılığı, insanların ve olayların sanki bir gazete haberi gibi anlatıldığı dili bence kitabı okunur yapan özellikleri.
Edebiyat eleştirmenlerinin neler yazıp söylediklerini pek bilmiyorum. Ama bence "roman" gibi bir "roman".
Ayfer Tunç'un daha önce "İki yüzlü Cinsellik" adlı kitabını okumuştum. Bu bir araştırma kitabıydı. İlk kez bir edebi eserini okudum ve okurken büyük keyif aldım.
Çok satanlar safına giremedi sanırım, ama yine de "iyi kitap" okumak isteyenlerin okuması gerektiğini düşünüyorum.

Kitabın Yayınevindeki sayfası:
http://www.canyayinlari.com/BookDetails.aspx/BIR-DELILER-EVININ-YALAN-YANLIS-ANLATILAN-KISA-TARIHI_2592

Yazarın web sayfası: http://www.ayfertunc.com/indextr.html

Kitabın web sayfası:
http://www.birdelilerevininyalanyanlisanlatilankisatarihi.com/

16.20.2010 / (907/34)

9 Ekim 2010 Cumartesi

ÖYKÜLER - VOLTAIRE


Öyküler (Öykü)
Voltaire
Çev: Hasan Fehmi Nemli
Ayraç Yayınevi,
Ankara , Aralık 2002
ISBN: 975-8087-58-4,
163 Sayfa,


Aydınlanmanın ünlü filozofu Voltaire ilginç ve hareketli yaşamı boyunca verdiği çok sayıda eser arasında "naif" sayılabilecek yapıtlar da ortaya koymuş. Her biri bir "masal" gibi anlatılan ama aslında içinde insana dair önemli bir konunun hatta "mesele"nin felsefi olarak tartışıldığı metinler bunlar.

Kitaptaki en uzun öykü "Zadig" zamansal ve mekansal bir uzaklaştırma ile günün olgularını "Babil"e ve çevresine taşıyarak ele alıyor. "Mikromegas" bir anti-ütopya zemininde insanlığı, bilimi ve inancı, "Cosi-Sancta" ahlaki doğruları yaşamın gerçekliği ve gereksinimleri çerçevesinde tarışıyor. Son öykü "Eflatun'un Düşü" ise dünyanın bütününe ve gidişe dair bir olumlamayı düşsel bir gerçeklikle ifade ediyor.

Voltaire başta olmak üzere aydınlanmanın tüm filozof ve yazarlarının tüm kitapları bu coğrafyada konuşulan tüm dillere çevrilip yayınlanmadıkça, ben gerçek bir aydınlanma ve modernleşmenin olacağını düşünmüyorum. Gelişimin ve ilerlemenin bence alfabesi onlar. Tabii oraya takılıp kalmadan, onu bir basamak ve bilgi olarak ondan yararlanarak yapıldığı sürece.

Bu yapıtların çoğu "metod"u ortaya koyuyorlar ve çok yönlü, çok boyutlu ve çok bağlamlı düşünmeyi öğretmeye ve alıştırmaya çalışıyorlar.

Mustafa Sütlaş

09.10.2010 / (906/33)

Kitabı yayınlayan Yayınaevine buradan ulaşabilirsiniz.

8 Ekim 2010 Cuma

GÜLÜNESİ AŞKLAR


Gülünesi Aşklar (Öyküler)
Milan Kundera
Çeviren: Serdar Rıfat Kırkoğlu
Ayrıntı Yayınları,2
İstanbul, Nisan 1988
ISBN:-,
191 Sayfa,


Üzerine çok şeyler yazılmış söylenmiş bir yazar olan Kundera'nın yayınlandığı dönemde özellikle Türkiye'de çok tartışılan, cinsellik, din, sosyalizm, siyasi sistem ve insan ilişkilerini ortaya koyduğu bir kitap.
Kundera alanı sinema olan bir akademisyen. En çok bilinen ve sinemaya da uyarlanan romanı "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği"nde olduğu gibi, bu öykülerinde de okuyucuya sanki bir film izlettiriyor gibi davranmış. G
örüntü (sekans)ların arasında parantez içinde verilen açıklamalar, çoğu zaman diyaloglarla süren olay anlatımı, yüksek görsel ayrıntı bu izlenimi kuvvetlendiren unsurlar.
Kanımca kitapta yer alan yedi öykünün hemen her birinden bir "sinema filmi" yapılabilir.

Ama asıl üzerinde düşünülmesi gereken nokta, insanın cinselliği ve inancının doğallığının ortaya koyulması ve buna yönelik müdahale ve yaptırımların anlamsızlığının gösterilmesi.

Benim için yine gecikmiş bir okumaydı ama okurken keyif aldım.
Eğer okursanız aynı duyguyu paylaşacağınıza eminim.

Mustafa Sütlaş

(Bu kitabın Can Yayınları tarafından yayınlanan baskısına buradan ulaşabilirsiniz.)

Ayrıca kitabı buradan da okuyabilirsiniz.

08.10.2010 / (905/32)

14 Eylül 2010 Salı

UTANGAÇ DİKİZCİ


Utangaç Dikizci (Roman)
Nikolaj Frobenius
Çeviren: Nükhet İpekçi İzet
Güncel Yayıncılık, İstanbul, Nisan 2002
ISBN: 975-802-095-1
312 Sayfa


Nikolaj Frobenius daha önce de bir başka kitabını okuduğum bir yazar.
Gerçekten "ilginç" sayılabilecek bir roman denemesi "Utangaç Dikizci".
Daha çok medyanın temel araç olduğu tıpkı Orwell'in 1984'de yazdığı gibi "gözetlenen" bir toplumu ve o toplumda "gözetleyen"e dönüşen insanı anlatıyor bu romanda.
Kahramanın ergenlik dönemine yeni girmiş olması da anlatılan ve kurguyu destekleyen, rahatlatan bir unsur olmuş.
Gözetleme özünde "cinsel/şehevi" (röntgencilik) duyguların ağır bastığı bir anlamda "pornografik" bir eylemdir.
Yazar da konuyu zaten bu yönüyle ortaya koyarak, okurun çok fazla düşündürmeden bu algıya ulaşmasını hedefliyor.
Onun yazış biçimi de aslında buna koşut. OKuyanı da "gözetleme" eylemine katıyor. Bunu diğer kitabında olduğu gibi romanı bir "film" gibi olayları ardarda sıralıyarak yapıyor.
Okurken olaylar ardarda gözümüzün önüne gelirken, kahramanın yani asıl gözetleyenin iç sesleri de yazarın ona verdiği "mektup yazma" görevi aracılığıyla bize iletilir kılınıyor.

Kelepir'e düşmüş bir kitap olsa da okurken hoşlandığım bir roman oldu.


Kitapla ilgili bir sayfa:
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=63832

14.09.2010 / (904/31)

10 Eylül 2010 Cuma

BİR GARİP VAKA:MATMAZEL P.


Bir Garip Vaka: Matmazel P. (Roman)
Brian O'Doherty
Çev: Serpil Durak
Ayrıntı Yayınları,
İstanbul, Ağustos 1996
ISBN: 978-975-539-149-6
129 Sayfa,


Üç yaşındayken "kör" olan, sonradan ünlü bir müzisyen olan "Maria Theresia von Paradis"in başından geçen, sonradan "Mesmerizm" diye adlandırılan ve kimilerince "şarlatanlık" olarak nitelenen bir tedavi yöntemini ugulayan Dr. Franz Anton Mesmer'in yaşamlarının kesiştiği dönemi ve bu dönemde önemli bir "skandal" sayılan bir olayı anlatıyor.

Çok ilginç bir kitap. Yazarının daha önce de başka bir kitabını okumuştum. Dili ve anlatımı hoş. Bu kitapta da farklı bölümler farklı anlatıcılar tarafından anlatılmış.

Tıbbın henüz keşfetmediği alanlarla ilgili çalışmalar yapanların pek çoğu "formel" tıp eğitimi alsalar da, almasalar da "ortodoks tıp" tarafından "şarlatan" olarak nitelendirilirler. Bunların çok azının iddiaları ya da söyledikleri sonradan bilimsellik kazanmıştır. Sanırım bu nitelemede bu durumun önemli bir rol oynuyor.
Ama yine de tıbbın bilemediği alanlara dair konulardaki itirazlar, "bilinenler" çerçevesinde kalmalı ve bu konuda o tedaviyi ya da uygulamayı talep edenlerin zarar görme olasılıkları söz konusu değilse bence çok da tartışılmamalı. Çünkü her bedenin sahibi bizzat kendisidir, bedeniyle ilgili kararları kendisi verir.
Diğer yandan "ortodoks tıp" ne yazık ki, "erk kullanımı", "otorite kurma" ve "ticari kaygılar" başta olmak üzere bir çok farklı etken tarafından güdülenmektedir. Özellikle tıbbın "çaresiz" kaldığı noktalardaki tutumları, çoğu zaman insanlar "nesneleştirilmekte"dir.

Kitap çok cesurca ve açıkça olmasa da bu konuya dikkat çekiyor ve kolay okunuyor. Bir "tıp" ya da "tarih" kitabı gibi okunabilir.

Bence kritik olan Mm.lle P'nin gözünü kör eden nedenin ve hastalığının mevcut veriler ışığında ne olduğunu ortaya koyabilecek bilimsel yaklaşımların olmasıdır. Göz uzmanlarının bu konuyu değerlendirip yorumlamaları ne güzel olurdu...

Kitabın Bağlantısı:
http://www.tumkitaplar.com/kitap/index.pl?kitap=6139

10.09.201 / (903/30)